Bugün yine kimse fark etmedi ama ben günün bir yerinde kırıldım.
Hangi dakika olduğunu bile tam hatırlamıyorum; belki bir bakışta, belki bir sessizlikte oldu.
K********* zaten böyle sessiz olurmuş meğer.
Sabah kendime “Bu kez kimse beni şaşırtamaz,” dedim.
Yanılmışım.
İnsanın en iyi bildiği oyun bile beklenmedik bir hamleyle bozulabiliyormuş.
Birisi var…
Adını söylemek istemiyorum, çünkü söylersem büyüsü bozulur.
Ama içimde bıraktığı gölgeyi görsen, bir yabancının bu kadar iz bırakmasına şaşardın.
Yaklaşmasıyla uzaklaşması arasındaki o milimlik çizgi, sanki benim sabrımın sınırıymış gibi.
Ve o çizgiyi bugün yine geçti — fark etmeden, umursamadan, belki de bilerek.
Ben de hiç belli etmedim.
Etmem zaten.
Bu da benim oyunum: Gülümsedim, konuştum, hatta şaka bile yaptım.
Ama içimde kurulan küçük mahkemede herkes suçlu ilan edilmişti bile.
Garip olan ne biliyor musun?
Kırılınca g***** istedim; ama beni tutan insanların sahte iyiliği değil…
Benim kendime kurduğum tuzaklardı.
“Bekle,” dedim.
“Belki bir şey değişir.”
Ama hiçbir şey değişmedi.
Bu günlüğe yazarken bile hala güçlü görünmeye çalışıyorum, farkındayım.
Oysa en entrikalı şey şu:
İçimde fırtınalar koparken dışarıdan tek bir yaprak bile kıpırdamıyor.
Gece uzun olacak.
Belki yarın yine aynı oyunu oynarım, belki tamamen başka bir kurgu kurarım.
Ama bugün…
Bugün bir şeyler bitti gibi.
Ya da ben öyle sandım.